13.İmam Hatipliler Manifestosu

KAHRAMANMARAŞ İLİMİZDE GERÇEKLEŞTİRİLEN 13. İMAM HATİPLİLER KURULTAYIMIZIN “İSTİKAMET ÜZERE” TEMALI MANİFESTOSU.

İstikamet, İmanın tamamlayıcısıdır…

Bir gün, sahabeden Süfyan b. Abdullah Resûlullah (sav)e gelerek şöyle der: “Ey Allah’ın Resulü, bana İslâm’a dair sımsıkı sarılacağım bir emir buyur ki artık senden sonra bu konuda soru sormama gerek kalmasın.” Sevgili Peygamberimiz buna iki kelimelik bir cümleyle cevap verir; “Allah’a iman ettim de! ve istikamet üzere ol!”.

Burada iman, Yüce Allah’ı birlemeyi yani tevhidi; istikamet ise tevhidi bozacak her türlü inanç, söz ve davranışlardan uzak durmayı ifade eder.

Rabbimiz Kur’an’da iman ve istikamet kelimelerini birlikte zikretmiş; iman eden ve dosdoğru olan kimseleri dünya ve ahirette adeta müjdelere boğmuştur.

اِنَّ الَّذ۪ينَ قَالُوا رَبُّنَا اللّٰهُ ثُمَّ اسْتَقَامُوا فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَۚ اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ الْجَنَّةِ خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۚ جَزَآءً بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ

Sırat-ı Müstakîm, Hz. Âdemle başlayarak, insanla var olan köklü bir yolun yolcusu olmaktır…

Tüm peygamberler, ömürlerini; çürüyen, yozlaşan, sarsılan insanlığı; istikametin, huzura ve erdeme götüren yoluna çağırdılar. O nedenle, istikamet sahibi olmak demek, Hz. İbrahim gibi, ateşe atılma pahasına da olsa hak ve hakikat yolundan ayrılmamak, Hz. Musa gibi, zulüm düzenine, kokuşmuş inançlara karşı çıkarak denizler, çöller aşıp Kudüs’le kucaklaşmak, Hz İsmail gibi gençliğini ortaya koyabilmek, Hz. Meryem gibi iffeti, Hz. Asiye gibi fedakarlığı ve Hz. Hatice gibi sadakati yüklenip hayatı anlamlandırmaktır.

İstikamet yolu, en mükemmel anlamda, son Peygamber Hz. Muhammed (sav)’in yoludur. Bir elde ay, diğer elde güneş olsa, dünyanın tüm nimetleri serilse ayaklarının altına, canı, malı, bedeni, ailesi, yakınları, ashabı ve her şeyiyle eziyete maruz bırakılsa bile, her sabaha; “bir kişiyi daha hidayete erdirmek için bugün ne yapabilirim” diye uyanabilmektir…

İstikamet üzere olmak, yüceliği ve erdemi mazlumların duasında aramaktır…

Sa’d b. Ebî Vakkas, Abdullah İbn-i Mes’ud, Bilal-i Habeşi gibi garip ve mazlum Müslümanlar Hz. Peygamberle otururlarken, zengin, elit ve seçkinci sınıftan gelen birkaç kişi, fakir ve pejmürde insanları etrafından uzaklaştırması halinde onu dinleyebileceklerini söylemişlerdi. Orada bulunan mazlum Mü’minler, sırf bu kimselerin Müslüman olma ihtimalini düşünerek, oradan uzaklaşmayı ve Hz. Peygamberin elini güçlendirmeyi düşündüler. Bunun üzerine Hak Teâla, samimi, fedakar, mazlum ve garip insanları asla yanından uzaklaştırmaması için En’am ve Kehf surelerinde emir verdi Sevgili Peygamberimize. “Sakın uzaklaştırma onları yanından, sakın! zenginlikleri ve şöhretleri dışında başka bir özelliği bulunmayan insanlara yönelme…” çünkü erdem ve onur, garip, mazlum ve yoksul olsalar dahi, ancak inananların sunabileceği bir ikramdır.

İstikamet üzere olmak, hak ve adalette sebat göstermektir.

Günün beş vaktinde namazla yenilenmek, sabır, sebat ve iradeyle güçlenerek, ayakları kaymadan hakkın ve adaletin hizmetkarı olabilmektir. Zulüm, karanlık üstüne karanlık yayar. Allah, tüm kainatı bir ölçüyle dengede tutuğu gibi, insanı ve medeniyeti de adaletle ayakta tutar. İşte istikamet, hiçbir ayrıcalık ve sınıfsal üstünlük duygusu taşımadan, Allah’ın tüm kullarını hak ve adalet terazisinde eşit şekilde tartabilmek, “kızım fatıma da olsa hırsızlık yaptığında elini keserim” diyebilmektir.

İstikamet, sadakattir.

Göklerden inen vahye arkasını dönenlere karşı zihnini ve kalbini Rasulullah’a teslim eden Hz. Ebûbekir, sadakate anlam kattı. “Rasulullah söylüyorsa doğrudur, o buyurduysa inanmamak akıl kârı değildir” diyerek, Hz. Peygamber vefat ettiğinde, “kim Hz. Muhammed’e tapıyor ve o ölmedi diyorsa, bilsin ki o bir insandır ve vefat etmiştir. Kim de Allah’a iman ediyorsa bilsin ki Allah sonsuza kadar bakidir.” deyip sarsılmadan, yalpalamadan, davasına ve inancına hz Ebubekir gibi sadakat göstermektir.

Birbirine ve davasına sadakatle bağlanmanın kâr etmediği varsayılan dünyada; erdemi, vefayı, sadakati yatay ve dikey düzeyde yeniden inşa etmek için istikamet üzere olma vaktidir bugün!

Ve hedeflerin amaçtan uzaklaştığı bugün; bir hizmetin, sadece ve sadece Allah için yapılabileceğini ortaya koyma günüdür bugün.

İstikamet, itidal ve dengedir.

Sarkacın bir yanında; eşrefi mahlukat olan insanı ve kainatı hiçe sayan, çıkarlar uğruna insanı, tabiatı ve medeniyeti hoyratça istismar edenler, diğer yanda, erdem ve fazilet adına yola çıkıp, aynı şekilde yaşadığımız dünyayı içindekilerle birlikte yok etmeyi bir yöntem olarak benimseyenler.

Peki yok mudur? bir yandan insanlığa umut veren, diğer yandan hayatı yaşanabilir kılan bir anlayış, bir yol, bir üslup? İstikamet tam da bu yoldur. İslam’ın asırlara yön veren, gerçekliği dikkate alan ve fakat gerçekliğin esiri olmayan orta yolu/ümmeten vasatan.

Toplumu dikkate alan ve fakat toplumlara şahitlik ederek, milletlere renk veren bir ümmetin yolu. Hz. Peygamberin ifratı ve tefriti dışlayan şahitliğinde, emrolunan istikamette dosdoğru gitme yolu…

İstikamet, İnanç ve değerlere bağlılıktır.

Herşeyin, alınıp satılabilirliği kadar değer kazandığı yeni bir dünya inşa etmek için çıktılar yola; kapitalist dünya! Sadece mal, mülk ve eşyayı değil, önce duygu ve beklentileri ve en nihayetinde de fikirleri satın almak istediler. İnsanı insan yapan kıymetlerin her birini tüketim kültürüne feda ettiler. İnancı turizm pazarında, iffeti ve hayayı moda tezgahında, kitabı ve kültürü şöhret sofrasında tükettiler. Oysa insanı ayrıcalıklı kılan, vazgeçemeyeceği inancıydı ve hayatı şekillendiren değerleriydi.

Her yer karanlığa gömülmüşken bir sabah; İmam-Hatip nesli, tüm bu tüketilenlerin arasından, ezeli ve ebedi olan inancını ve değerlerini ayıklamak için çıktı yola, istikamet üzere!

İstikamet, içten bir duanın ve Namazın kararlığıyla ilerlemektir.

Sırat-ı müstakim üzere kalmak, Mü’minin kişiliği için çok özel bir kıymettir. Kur’an’ın özü ve anası olan Fatiha bize istikamet yolunu öğretir. Mü’min, okuduğu her Fatiha suresinde, sırat-ı müstakim üzere kalmak için dua eder Rabbine. Şehrin tüm dağınıklıklarından sıyrılarak, dim dik bir kararlılıkla, bir kıyam haliyle Rabbinin huzurunda duran ve her defasında rabbinden istikamet üzere olmayı isteyen insan; namaz kılarken hem bedeniyle, hem de kalbiyle insanlığa hayat vermek için mücadele edeceğine dair söz verir, destek ister Rabbinden.

Namaz, istikamet makamıdır. İstikamet makamında duranlar için, diğer makamların tamamı hiçliktir. Vazgeçilemez olan müstakim olmaktır. Hz. İsmail’in uğruna adandığı, Hz. Yakub’un göz yaşlarını sel kılan, Uhdud ehlinin kelebekler gibi ateşe saçılmasına neden olan, istikamettir! Onun için sevgililer sevgilisine Yaradan der ki; “Ailene namazı öğütle! Sen de namaza kararlılıkla/istikametle devam et! Biz senden rızık istemeyiz. Seni biz rızıklandırırız.”

İstikamet, sorumluluktur.

Sevgililer Sevgilisi Hz. Muhammed, 10 yıl Mekke’de, 13 yıl Medine’de emek vermişti. İnsanlık için, gelecek nesiller için, ümmeti için bir huzur ve esenlik yolu olan İslam’ı yaymak uğruna dillere destan bir emek! Ne çektiği bedensel çileler, ne işkenceler, ne yurdundan çıkarılması, ne de savaşta aldığı yaralar hiçbir önem taşımadı onun için. Ancak bir gün, bir söz geldi Yüce Makam’dan, Hûd Suresinden: “festeqim kema ümirte! İstikamet üzre ol, sana emredildiği gibi İstikamet üzre ol, yanındakilerle birlikte İstikamet üzre ol! Sakın istikamet yolundan ayrılma!” Bu ağır bir sorumluluktu. Dini anlatma ve yayma konusunda bir aşamaya gelinmiş, artık ilke ve değerlerin korunması süreci başlamıştı. Sordu arkadaşları: “Ya Resullallah, seni yaşlandıran nedir ki?” Buyurdu Mü’minlerin rehberi; “Beni Hûd Sûresi yaşlandırdı”.

Evet İstikamet, sadece hedefe varıncaya kadar koşmak değil; zenginlik yurduna geldiğinde fakirliği unutmamak, rahatlık meydanına erince zordaki kardeşlerini ihmal etmemek, yasaklar kalkınca emir ve hükümleri gereksiz görmemek, 15 Temmuz yaşanınca işin bittiğini düşünmemek ve hedefimizi belirginleştiren çizgileri, geçici zaferlerin sefasına feda etmemektir.

Çünkü istikamet; Peygamberlerin, Sadıkların, Şehitlerin ve Salihlerin yolundan yürümektir. İnsanlığa iyiliğin yayılması için ve yeryüzünde kötülüğün azalması için sorumluluk üstlenmek, yürümek, ter dökmek, emek vermek, bedel ödemek, eylemle, çabayla, inançla, aşkla yücelmektir. Yerlerin ve göklerin taşımaktan kaçındığı emaneti omuzlarında taşımak, yeryüzünde bozgunculuk bitene veya ömür sermayesi tükenene kadar cihat aşkıyla, yılmadan doğrulmak, kıyam halinde olmaktır.

İstikamet üzere olmak, ihanet ve fitne şebekelerine karşı uyanık olmaktır

Mü’minin feraseti ve dirayeti; algıların yönetildiği, zihinlerin bulanıklaştırıldığı, kavramların çarpıtıldığı, sözün ve anlamın kirletildiği en zifiri karanlıklarda , Müslüman’lara ve İslam alemine karşı kurulan tuzakları fark edecek bir gözü peklik sağlar. Çünkü Mü’min, istikamet ehlidir. Her daim kalbini ve zihnini “kıvam”da ve “kıyam”da tutar. Sadece neyin doğru olduğunu değil, neyin yanlış olduğunu da ve neyin kendisine doğruluk ve iyilik kılıfıyla sunulan birer zehir olduğunu da çok iyi bilir. İki defa aynı delikten asla ısırılmaz! ilim, irfan, hikmet ve mücadeleyle zalimlerin tuzaklarını başlarına geçirir.

İstikamet üzere olmak, İslam milletiyle bir ve birlik olmak, Ümmeti yeniden inşa etmektir.

Ulusalcılık ve taklitçi kültürle Osmanlı Devletini dağıtan, Kavmiyetçilik ve mezhepçilikle Ortadoğu coğrafyasını ve Afrika’yı bölüp parçalayan, modernleşme ve ılımlı din inşası bahanesiyle Hindistan ve pasifik asya coğrafyasını esarete alıştıran, çağdaşlaşma ve sekülerleşme idealiyle memleketimizi değerlerinden uzaklaştıran, Müslüman toplumlara fakirliği, kanı ve gözyaşını “alışılmış çaresizlik” gibi sunmaya çalışan yeni dünyanın zihniyet mühendislerine bugün söyleyecek sözümüz, verecek derslerimiz var değerli kardeşlerim;

Siz istemeseniz de biz, tüm farklılıklara rağmen Müslümanların tek bir ümmet olduğu inancını tüm dünyaya yaymak için gece gündüz çalışacak ve bu uğurda “İmam”, “Öncü” ve “Önderler” olacağız. Wec’alna lil muttakine imama; “Ey Rabbim, bizi muttakilere imam kıl” yakarışını dualarımızdan eksik etmeyeceğiz.

Sizi rahatsız da etse biz, Hz. Peygamber’in ardından gidecek, her birimiz birer “İzci, Takipçi ve Yolcu” olacağız.

Sizin karanlık planlarınıza rağmen, kendi ihraç ettiğiniz din anlayışını pazarlamak üzere bu milleti ve islam alemini sinsice sömürgeleştirmeye çalışan FETÖ ve benzerlerinin bu milletin yıllarca yücelttiği, “din”, “iman”, “sadaka”, “infak”, “cami”, “imam”, “vaiz” gibi kavramları heba etmesine müsaade etmeyecek, darbeler üzerinden dine, dindarlığa, imam-hatip okullarına, ahlak ve maneviyatı önceleyen cemaatlere ve tarikatlara karşı kampanya başlatan fırsatçılara tüm duyarlılığımızla müsaade etmeyeceğiz.

Sizin hoşunuza gitmese de biz; ilmin, irfanın, hikmetin ve medeniyetin tarih boyunca bu topraklardan yükseldiği gibi, yine bu topraklardan yükselerek dünyayı aydınlatması için yılmadan çalışmaya devam edeceğiz.

Sizi şaşırtsa da biz; öfkemizi kabartarak bizi kinimizle yönetmenize, insani zafiyetlerimizi besleyerek bizi rahatlıkla ve bollukla uyutmanıza, ırkla/mezheple/meşreple parçalayıp bizi bizle yormanıza izin vermeyecek, bize kötü diye sunmaya çalıştığınız Müslümanları, sizin en iyi zalimlerinizden daha değerli kabul edecek ve Müslüman milletlerin kendileri hakkındaki kararlarını kendilerinin verip uygulayacakları yeni bir dünya kuracağız.

Ve son sözümüz, günde yüz defa, bin defa tekrarladığımız üzere; “İhdinassıratel müstakim!” olmaya devam edecek.

Ey Rabbim bizi istikamet üzere kıl!

Ey Rabbim bizi hidayetten/istikametten ayırma.

http://www.onder.org.tr/haber/13.imam-hatipliler-kurultayi-nda-kamuoyuna-takdim-edilen-istikamet-uzere-temali-manifesto.html

Kocaeli İmam Hatip Mezunları Derneği Resmi Web Sayfasıdır. Bütün Hakları Saklıdır.
Cedit Mah. Bulutlu Sok. No:9/7 İzmit / KOCAELİ • Tel: 0 262 321 02 320 / 324 16 71 • bilgi@kihmed.org